02
Sep 10

Yazım Zamane Hatunları’nda yayında

Zamane Hatunu yazısına yorum bırakan ve destekleyen herkese bir kez daha teşekkür ederim. Dün yazıya Zamane Hatunlar’ından çok samimi bir yorum geldi. Hem yazı için sevindiklerini belirtmişler, hem de benim güzellik konusu ile ilgili serzenişime bir açıklama getirmişler:

“Sevgili Damla,

Öncelikle Zamane Hatunlarına verdiğin destek için çok teşekkürler. Sen hikayeni göndersende göndermesende aslında kazanıyorsun. Zamane Hatunlarının tek amacı var paylaşmak, düşündürmek ve profesyonel hayat içindeki kadınların ortak hislerine, duygularına aracı olmak, ilham vermek. Yapılan yorumları okuduğumda zamane hatunları hakkında yazdığın yazı ile aslında bunu fazlasıyla yaptığını görüyorum. Gerçek kazanç bence Parise gitmek değil çevrendeki kişilere bunları düşündürebilmek. Bu arada hikayeni gonderip Zamane Hatunları sitesinde paylaşmakta daha fazla kişiye bunları yaşatmak olacağınıda hatırlatmak isterim.

Bu arada ben kim miyim? Zamane Hatunu projesinin Fikir Hatunlarından biriyim. Yapılan yorumlara baktığımda tamda hayallerimin gerçek olduğunu görüyorum. Konuşmak, tartışmak, birbirimizden ilham almak ve olduğumuz gibi kalarak kendi seçimlerimizle hayatta başarılı ve mutlu olmak. Ufak bir açıklama yapma ijtiyacı duyuyorum yazında belirttiğin bir konu ile ilgili. “Güzel ve bakımlı kalmak” konusu. Bu aslında çalışan bayanların makyajlı , yüksek topuklu olmasını diretmek için değil , olmak istedikleri “ben” i yaşarken başlarına gelen hikayeleri paylaşmaları için konulmuş bir cümle idi. Başarılı olmak için erkek gibi olmak gerekmediğini ve kendine bakma konusunda, çalıştığı için bayanların bu isteklerinden (eger varsa) vazgeçmek zorunda olmadıklarını belitmek içindi. Yoksa makyaj yapmadan veya topuklu ayakkabı ile gitmek kendi seçimi olan Zamane Hatunlarına ne sözümüz olabilir ki.”Erkek gibi Kadın” lafının bir iltifat olduğu toplumumuzda, başarıyı erkek gibi görünmek veya erkek gibi davranmaktan geçtiğini düşünenlereydi mesajımız.

Benim okuyup yayınladığım hikayeler içinde seninki yoktu ama iki arkadaş okuyoruz hikayeleri yayınanması için. Belki diğer arkadaşıma gelmiştir hikayen. Eğer göndermediysen bekliyoruz. Sen zaten birçok Zamane Hatunu na buradan ulaşmışsın ama binlerce diğer Hatuna ulaşmak için hikayeni sitemizde yayınlamaktan zevk duyacagız. Sevgiler”

Bu yorumu aldığıma çok memnun oldum ve hemen yazımı gönderdim. Yazı bu adreste yayında.


26
Aug 10

Çocuğunuzu trafik kazalarına karşı aşılattınız mı?

(sayfaları dökümanın sağ alt köşesine tıklayarak ilerletebilirsiniz)

Bu dökümanı pdf olarak indir.

Oto koltuğu ile ilgili Nurturia soruları.


25
Aug 10

Basılabilir bir kitap

Printable book“, eğer daha önce internette bir printable aramadıysanız, hemen Google images’ı açın ve tırnak içine yazdığımı arayın. Printable’ı “basılabilir”, “yazdırılabilir” diye çevireyim diye düşündüm ama bir sayfanın yazıcıdan çıktı almaya uygun haline gibi geliyor o zaman da kulağa ki, bunun ingilizcesi “print friendly”. “Printable” daha çok boyama sayfaları, kesilip yapıştırılacak maketler, kalıplar, resimler gibi bilumum basarak çeşitli işlerde kullanabileceğiniz resimleri ifade ediyor. İstediğiniz kelimenin ingilizcesinin yanına “printable” ekleyip deneyin, örnek ayı, “printable bear“. Aklınıza bir kelime karşılığı geliyor mu? Bas-kullan diyeyim ben şimdilik?

Çok severim bas-kullan’ları. Bir Dolap Kitap da bir bas-kullan kitap hazırlamış, onu haber vereyim dedim. Onlar 2+ hazırlamışlar ama özellikle günlük hikaye sıkıntısı çekilen 2 yaş öncesi dönem için de çok uygun geldi bana. Hemen basın, okuyun.


22
Aug 10

Zamane hatunu

Zamane HatunuDaha Nurturia açılmadan Kitubi sayesinde tanıştığım bir dostum paylaşmış Zamane Hatunları‘nın sayfasını, belki ben de bir kadın girişimci olarak hikayemle yarışmaya katılmak istersem diye. Yazmayı da seviyorum ya, hemen hızlı hızlı baktım sayfalarına.

“Nasıl hikayeler bekliyoruz?
İş çevresinde geçen gerçek yaşam hikayeleri bekliyoruz. Kadın olmanızdan dolayı karşılaştığınız engellere ürettiğiniz kadınca çözümleri düşünün. Hayatın içinden ilham verici, iyileştirici, gülümsetici, düşündürücü anıları…”

demişler.

Bizim evde hep kızlar vardı. Olmasa da annem-babam erkek kardeşimden farklı davranmazdı diye düşünüyorum. Benden toplumda erkeklerden farklı davranmam gerektiğinin beklendiğini ilk kez 5-6 yaşlarındayken fark etmiştim, apartmandaki tek kız çocuk oluşumu fark ettiğim güne denk gelir. Tüm çocuklarla birlikte komşumuzun arka bahçesinde yetiştirdiği tavukların popolarına musluk hortumundan kağıt fişek üflerken yarattığımız kirlilik yüzünden en ağır azarı ben işitmiştim, “bari sen yapma, kızlar böyle yapar mı hiç?”.

19 yaşındayken evdeki şoför ihtiyacını karşılamak için araba kullanmaya başlamak zorunda kaldım, oysa acelem yoktu, özel bir ilgi duymuyordum otomobillere. Birkaç ay içinde şunu fark etmiştim, erkek sürücülerin çoğu siz araba kullanırken dışarıdan kadın olduğunuzu fark ederlerse ışıkta sizden önce geçmeye, olmazsa buldukları ilk fırsatta sizi sollamaya, hep geride, hep geride bırakmaya çalışıyorlar.  Onları yavaşlatacağınızı düşünüyorlar. 1 yıl içinde kaldırımlara ine çıka, şehir içinde, şehir aşırı, yağmurda, karda her yere araba ile gider gelir olmuştum. Onlar benim üzerime sürmeden ben onların üzerine sürüyordum, bu tam olarak “kadınca” bir çözüm sayılır mı bilemiyorum ama yakın arkadaşlarım, kuzenlerim Damla “canavar gibi” araba kullanıyor demeye başlamıştı. Neyseki bunu tam olumlu anlamda söylemediklerini idrak etmem çok sürmedi. Geçenlerde erkeklerin çoğunlukta olduğu bir sektörde çalışan bir arkadaşım iş hayatında liderlik yaptığı bir dönem çok ezici olmak zorunda kaldığından söz etmişti. Ben bu deneyimi araba kullanırken atlattığım için, ya da belki çalıştığım hiçbir işyerinde kadınların sayısının ciddi şekilde azaldığı bir üst seviyeye çıkacak kadar sabredemediğim için “canavar gibi” bir çalışan olamadım.

Ben aslında çevre mühendisiyim. Okuduğum üniversite ortamında arkadaşlarım ve hocalarım tarafından belirgin bir ayrımcılığa rastlamadım. 22 yaşında üniversiteden mezun olduğumda 4-5 ay kadar kendi mesleğimi icra ettim. Tesadüf bu ya, tüm çocukluğumun geçtiği Samsun’a katı atık (çöp) arıtma tesisi kurulacaktı. Bu tesisin analizinde Alman ortakların yanında  Türk mühendis olarak görev aldım. Çöpün ne kadarının geri dönüşüme kazandırılabileceğinin hesaplanabilmesi için belirli kriterde çöpün toplanarak ayrıştırılmaları gerekiyordu. Belediyeden çöp kamyonlarını ayarlarkenki sürecin detaylarına girmek istemiyorum. Bir süre uğraştan sonra bir çöp kamyonu ve iki de yenilikçi işçi edinip yola çıktım. Ben kamyonun arkasına tutunmuş, şu evden al, bundan alma diyerek kamyonla birlikte ağır aksak ilerlerken geleceklerini etkileyen bir iş yaptığımın farkına varmış olacaklar ki tüm mahalle balkonlara dökülmüştü. Bir evin balkonundan diğer ev sakinlerine seslenildiğini duydum “koş, koş, çöp arabasında kız çalışıyor, kamyondaki kıza bak, koş!”. Onları miting otobüsünün tepesinde şehri dolaşan politikacı edasıyla selamladım.

Bazen öyle doğal, öyle akışında oluyor ki bir şeyler, basireti bağlanıyor insanın, yaşanan anı durdurmak ve silkelenmek istiyorsunuz. İstanbul’a ilk geldiğimde Logo Yazılım’da implementasyon danışmanlığı yapıyordum. İmplementasyon danışmanı, çok işlevli bir ürünün kullanım kılavuzu gibidir. Sizin ne iş yaptığınızı anlar, satın aldığınız yazılımı sizin ihtiyaçlarınıza göre kurar, çalışanlarınıza eğitim verir, size özel bir kılavuz hazırlar ve ortamdan ayrılır. Düzce’de bir fabrikada 2 ay sürecek bir iş verilmişti o zaman bana. Kaldığım otel Akçakoca’da idi ve fabrikanın Akçakoca’da yaşayan iki müdürü tarafından otele ulaşımım sağlanıyordu. Benim o iki müdüre çok ilginç geldiğimi fark etmiştim. Çok soru sorarlardı. Rahatsız olduğum halde yanıtlayıp durduğum soruları “Kaç para alıyorsun”a kadar geldiğinde bile, meraklarının kaynağını kadın oluşuma değil de genç oluşuma bağlamıştım. Sonra bir gün çok kar yağdı. Kötü kullanıyorlardı ve tek zincirsiz araç bizimkiydi. Sanki onları zinciri takmaktan alıkoyan şey, benim onları bu konuda uyarmış olmamdı. Baktım başka çarem yok, “durdurun ben ineceğim” dedim. Başıma başka tehlikeler de gelebilirdi ama gözü karartmıştım, o arabada ölme riskim daha yüksekti. Durup zinciri taktılar. Sonra düşündüm ki tüm sorun, onlara acayip gelen her şey kadın olmamdan kaynaklıydı. Eşleri çalışmıyordu ve benim orada oluşum onlara normal gelmiyordu. Erkek olmuş olsam, araçta misafir olarak aracı kullanmayı bile teklif etsem sorun olmayacaktı. Zincir konusunda onlara tavsiye vermem neyse, evimden uzakta bir otelde kalarak orada “bilirkişi” pozisyonunda bulunmam oydu. Onlar benimle birlikte çalışmak değil, beni incelemek istiyorlardı.

Kadın olmak, eşitliği savunmak bazen çok zor ve çelişkili. Sizi ayıran, sizi baskılayan faktörler ince ince işlenmiş toplumun derinliklerine. Karşı cinsten doğanız gereği ayrılan özellikleriniz alınmış, bunlar tüm ayrımcılığın önüne yerleştirilmiş dikkat dağıtmak için, sanki sorun bunlardan kaynaklıymış gibi, arkasına yığılmış da yığılmış. Diğer yanda kadınları korumaya çalışan toplumsal ve kurumsal mekanizmalar var. Bazıları sanki tuzak gibi. Mesela hala, “evlendim, işten ayrılıyorum” diyen kadına evlendiğinden 1 yıl içinde kıdem tazminatı ödeniyor. Çoğunluğun çocuğu olmadığı bir ortamda fazla mesai planı yapılırken çocuğu olan siz ve baba arkadaşınız varken, yalnızca sizin için işten mesai bitiminde ayrılma planları yapılıyor.

İşte önce dedim, bunları yazayım Zamane Hatunları’na. Bir Türk girişimcisi topluluğuna ben Nurturia hakkında sunum yaparken ve Gökhan da arkamda tüm kara bıyıkları ile dikiliyorken, ünlü girişimcilerden biri “hep anneler için böyle siteler kuruluyor, nedense hep de kadınlar kuruyor bunu” dediğinde, aslında “kadınlar başka da bir şey kurmuyor zaten” mi demek istediğini hala merak ettiğimi yazayım diye düşündüm. Sonra hikayelerde aranan özelliklerde şu cümleyi gördüm:

Tüm dengelerin içinde bir yandan da güzel ve bakımlı kalmaya çalışırken yaşadıklarınız

Keşke bunu yazmasalardı. Tüm kadınlar ve erkekler görüntüleri için kaygılanırlar, az ya da çok. Benim güzel görünme ve bakımlı olma meselesi ile ilgili iki derdim var. Birincisi güzel gözükme konusunun kadınlarla özdeşleştirilmesi ve standartların her geçen gün yükseltilmesi, ikincisi kariyer isteyen insanların “şık” gözükmek zorunda olduklarının dayatılması, bir eski yöneticim açıkça terfi etmek için”ye kürküm ye” yapmam gerektiğini söylemişti.

BBC’nin bir belgeselini izlemiştim. Jüri üyeleri önüne 6 süper masum insan çıkartılıyor ve hangisinin suçlu olma ihtimalinin daha yüksek olduğu soruluyor. Hep belirgin yüz formlarındaki insanlar suçlu bulunuyor, belirli bir çene, belirli bir burun yapısı, yüzde asimetri. Bebek yüzlü, simetrik yüzlü insanların masum olduğu düşünülüyor. Malcolm Gladwell’in pek sevdiğim “Blink” (Düşünmeden düşünebilme gücü) kitabında da çoğu bölümde insanın hızlı düşünme becerisinin yararları üzerinde durulurken, bir bölümde uzun uzun görüntünün bizi nasıl yanılttığı, kitleleri nasıl aslında başarısız ve yeteneksiz insanların arkasından sürüklediği üzerinde duruluyor. İnsanların nitelikleri ya da işleri ile değil görüntüleri değerlendirilmeleri insanların beyinlerinin kusurlu çalışan bir bölümü bana göre ve bence bunu yenmek için çabalamalılar.

Güzel gözükmek kimi iyi hissettirmez? Peki ya elinizde güzel gözükmekten daha iyi hissettiren bir işiniz varsa? Ya yemek bile yemeyip, bir süre serumla beslenip onunla uğraşmayı tercih edecek sabırsızlığa erdiyse bünyeniz? Ya kendi çapınızda bir kıyafet devrimi yaratarak  işe verilen değerin ve hırsın topuk boyuyla ölçülmediği bir iş kurmanın hayalini kuruyorsanız bir yandan? Ya bir toplantıya giderken “I’d like mornings better, if they’d started a little later” (sabahları daha çok severdim, azıcık geç başlasalardı) yazan tişörtünüzü giymek için içiniz içinizi yiyorsa? Bu bir zamane hatun hikayesi sayılmaz mı? Sizin gibi çalışıp didinen diğer adaylarla yarışmaya değer olmaz mı?

Bir süredir makyajımı sivilcelerimi ve uykusuzluktan kızarmış göz altlarımı kapatacak minerallerle sınırlayıp, temizlemesi vakit aldığı için rimeli ve ojeyi çıkarttım hayatımdan. Dün itibariyle tetradoks’a da başladım, eğer sivilceler geçerse Ocean Mist de bir süre sipariş alamaz benden. Saçlarıma papatya suyu sürüp güneşte kuruttuğum, gözlerime mürdüm rengi kalem çekmeden sokağa çıkmadığım günler de gelecek yeniden biliyorum. Acelem yok. Hikayem budur.

Güncelleme: Hikayem Zamane Hatunları’nda yayında!


21
Aug 10

İlk gün sendromu

Her tatile gidişte, ilk günün sonuna doğru Ilgaz hiç söz dinlemez oluyor ve Gökhan’la benim sinirlerimiz yaya dönüşmüş oluyor. Tatilin sonlarına doğru yeniden şekerleşiyor. Hep yol yorgunluğuna ve uykusuzluğa bağlıyorum.

Bu tatilde şunu düşündüm, belki meraktan oluyor biraz da. Yeni ve ilginç bir yere gidiyoruz ve Ilgaz her şeyin içini görmek, her düğmeye basmak, her kolun ne işe yaradığını öğrenmek, sebillerden su doldurmak, ışıkları açmak ve kapatmak istiyor. Hele bir de odada soba gibi süper ilginç ama her yere kurum bulaştırabilecek, elini de sıkıştırabileceği sakat bir malzeme varsa değmeyin keyfimize. Bir daha yeni bir yere gittiğimizde, birimiz bütün işi bıraksak, Ilgaz’ın elinden tutsak, her yeri göstersek, bütün düğmeleri parmaklasak, her dolabın içine oturtup üstünden kapıları kapatsak, her masanın üstüne çıkartsak, Ilgaz yeter merak etmiyorum diğer şeyleri, iki dakika rahat bırakın oturayım diyene kadar, daha iyi bir başlangıç yapar mıyız?


09
Aug 10

Onun iyiliği için önce Ben

Uçakta güvenlik

Evde Güvenlik

  • Eski çağlardan kalma önce çocuğu doyurma içgüdüsü insanı şaşırtıyor. Aç karnına yemek hazırlamayın, önce hemen bir şeyler atıştırın.
  • İkiniz de uykusuzsanız, kendinize zaman yaratmak için önce onu uyutmak daha iyi gibi görünebilir. Önce kendinizi dinlendirmenin bir yolunu bulun, sonra onun uyku düzeni ile boğuşun.
  • İkiniz de sinirliyseniz, önce sakinleşin, sonra onunla uğraşın.

05
Aug 10

Çocuklarda basma kusurları

Çocuklarda ayakkabı seçimi ile ilgili daha önce yazmıştım. Aşağıdaki döküman Çocuklarda Basma Kusurları, Düztabanlık, Ortopedik Ayakkabılar ile ilgili çok güzel bilgiler içeriyor. Üstelik de benim önceki yazımda söz ettiğim ortopedi profesörü tarafından hazırlanmış. Geçenlerde Nurturia‘da bir arkadaşım iletmişti ama yazamamıştım.

Çocuklarda Basma Kusurları, Düztabanlık, Ortopedik Ayakkabılar
Prof. Dr. Selim Yalçın


03
Aug 10

Ayk Budur

Ayk, senin tadını beğendiğin ve onun için yararlı olduğunu düşündüğün şeyi beğenerek yiyip içmesidir.

Evdeki bütün meyveleri ezip su yerine karpuz, şeker yerine pekmez koyarak meyve şurubu yaptım. Tadı biraz tatlı ve bayık gelince temiz kavanozun yarısına kadar kaynar kaynar doldurup, bir-iki gün beklettim, şıralaşsın, hafif ekşisin diye. Ilgaz önce tadına baktı, “çok beğendim” deyip, koca kupayı şapır şupur içti. Geçen gün de asla yemeyecek diye düşünerek hazırladığım, doğal ekmek üstüne semizotlu püre dökülüp kurutulmuş gevrekleri götürmüştü. Her anne baba kendi damak tatlarına uygun yiyecekleri çocukları da sevince seviniyor sanırım ama üstüne bir de yararlı diye düşündüğün şeyi beğenerek yiyip içince insanın içinin yağları eriyor.


30
Jul 10

Kısır döngüyü kırmak

Belki bir hastalık sonrası, belki uykusuz bir günün ertesi başlamıştır huysuzluk.1-2 yaş arası bir arkadaşımızsa daha çok istediğini tutturma şeklinde patlak verir, 2 yaştan sonra kendi eremediklerini tutturmaya, erdiklerinde ise olmadık işler karıştırmaya başlar. 3 yaş civarında artık kendi kendine projeler üretebilir hale geldiği için problemler karmaşıklaşmıştır. Yemek pişirmeye çalışırken tek kulağınızla bir “süt dondurma” lafı duyarsınız ve elinizi köftenin kıymasına daldırdığınız anda dolaptan silikon buzluk çıkartılıp üzerine ve tabi yere süt boca edilivermiştir, kıymalı ellerinizle etkisiz bir şekilde bakakalırsınız. Tepkileri yaşa göre değişse de genelde şöyle bir durum yaşanır, o bir şey yapar ya da ister, siz olmaz dersiniz, o yapar, siz kızarsınız, böyle dozu artarak devam eder. Bazen geriye dönüp ne zamandan beri böyle olduğunu hatırlamaya çalışırsınız, aklınıza  ateşli hastalık gelir ama tam olarak ona bağlayamazsınız da, çünkü artık geçmiş gitmiştir.

2 yaş döneminde daha yoğun yaşanmakla birlikte böyle kısır döngüler hep oluyor. Eğer siz bir kısır döngüye girdiğinizi fark edemezseniz, ya da hayatınızdaki değişiklik neyse henüz rayına oturmadıysa tüm gün boyunca sorun çıkartan bir çocuk elde edebilirsiniz. Giy dersiniz giymez, ye dersiniz yemez, yeme dersiniz yer, gidelim dersiniz gelmez. Bazen öyle bir duruma gelirsiniz ki bu karşılıklı inatlaşmalardan birlikte geçirilen eğlenceli, kaliteli zamanlar iyice azalmış, sofrada, uyku saatinde, yemek saatinde her yeri itişme kaplamıştır ve kimi gün oyun oynamamaya bile vakit kalmamıştır. Bazen oyun oynayabilmek için uyku saatinden çalmak zorunda kalırsınız o zaman ertesi gün uykusuz olacağı için her şey daha da beter olur.

Bu kısır döngüleri neler tetikler:

  • Uykusuzluk
  • Hastalık sonrası
  • Taşınma sonrası
  • Eve misafir gelmesi
  • Yolculuk

gibi günlük kaçınılamayacak şeyler olabildiği gibi

  • Aileye bir bebek gelmesi
  • Annenin babanın yoğun bir dönemi
  • Çiftlerden birinin bir süre uzakta olması

gibi hayatımızın daha uzun bir dönemini etkileyen durumlar da olabilir. (Aileden birinin kaybı gibi travmatik durumlar için bir profesyonelden destek alınması sağlıklı olur. Bu dökümana bir göz atabilirsiniz)

Çözüm üretebildiğimiz şeyler için elbette öncelikle çocuğun etkilenmemesi için uğraşırız ama bunun dışında aslında bu durumlar onu bir yandan hayata hazırlar, zor durumlarla başa çıkabilmek için arazi yeteneklerini geliştirir. Yukarıda örneklerini verdiğim günlük durumlarda sıkıntı ortadan kalktığında hemen geçmediği gibi, çocuğun davranışının düzelmesi için hayatındaki değişikliğin yerine oturmasını ya da sorunun ortadan kalkmasını beklemeye de bence hiç gerek yoktur. Sadece kısır döngüyü kırmak bile birden çocuğunuzun davranışlarını değiştirebilir.

Çocuğun saçma davranışlar göstermesinin altında olası motivasyonlar:

Sebep ya da kötü davranış veya krize yol açan durum ne olursa olsun, kısır döngü halinde sık sık tekrarlanan daha da kötüsü tüm günü kaplayan huysuzluklar baş gösterdiğinde aşağıdakiler ortaya çıkar:

  • Çocuk arkadaşımız nasıl olsa kötü olduk, dur bir de şunun tadına bakayım moduna geçebilir. Yani “dark side’a geçer“. Aslında bütün çocukların içinde büyüklerinin hoşuna gidecek şeyler yapma isteği vardır ama siz onunla takıştıkça kendi keşifleri ve istekleri ağır basar.
  • Çocuk üstüste hatalı davranış gösterdiğinde davranışındaki hatayı öğrenemez ve doğru alternatifini üretemez. Mesela önce istemediğiniz bir şey yapar, sonra kendisi için tehlikeli bir şey yapar, sonra belki kazara yere su döker ve siz o suya basıp düşmesin diye kurulamaya çalışırken sizin bir eşyanızı kurcalar. İlkine yapma demişsinizdir, sonra tehlikeli olana belki daha sert bir tepki verirsiniz,  sonra anlaması için sakin bir de konuşma yaparsınız, su dökme işi kazadır belki ama hızınızı alamaz ona da iki dakika şurada oturamaz mısın gibi bir şey söyleyiverirsiniz, üstüne normalde sizin eşyanızı kurcalamasını o kadar önemsemeyecekken (zaten ortada bırakmamalıydım felsefesi) sabrınız taşar. Bu zaman zarfında o kadar çok şeye tepki vermişsinizdir ki, siz bile asıl neye kızdığınızı şaşırmışken, o muhtemelen hiçbir şey anlayamamıştır. Çocuklar daha normal zamanlarda davranışlarının sonuçlarından ya da bizim tepkilerimizden ders çıkartarak öğrenebiliyorlar ama biz ne kadar net ifade ettiğimizi düşünsek de böyle peşpeşe sorunlar yaşanan zamanlarda verdiğimiz hiçbir mesajı anlayamıyorlar, hepsi birbirine giriyor.

Kısır Döngüyü Kırmak
Çocuğunuz tüm gün saçma hareketler yapıyor olabilir ama bir yerden kısır döngüyü kırmanız lazım. Kısır döngüyü kırmanın yolu, birlikte geçirdiğiniz zaman içinde çocuğun olumsuz davranışlarının etkisi altındaki zamanı azaltarak, olumlu davranışlarının güzelleştirdiği zamanı çoğaltmak. Aşağıda size ilham vermesi için aklıma gelenleri yazdım, siz aile yapınıza göre daha güzel çözümler bulabilirsiniz:

  1. Dikkatini dağıtmak: Bunu çok söylerler. Dikkatini dağıt deyince benim gözümün önüne “Aaa, bak Ilgaz ayıcık” gibi “çocuk kandırma” sahneleri gelirdi. Bir dönem Ilgaz’ın dikkatini dağıtmaya çalıştığımızda, dikkatini dağıtarak ona yapmak istediği şeyi unuttturduğumuzu anladığında, birkaç dakika sonra, “ama ben bilmemne yapacaktııım” diye daha da çok sinirlenirdi. Hatta bir ara “aman unutturur bunlar fırsat buldun mu hemen yap” mantığıyla daha sabırsız, istediğini hemen elde etmeye çalışan bir çocuğa dönüştüğünü fark etmiştik. Öte yandan çözümü olmayan, uzlaşılması olanaksız durumların da en iyi ilacı yine dikkat dağıtmak. Belki de buna dikkat dağıtmak değil, konuyu değiştirmek demek lazım (yetişkinlere  yapılana “gündem değiştirme” deniyor). Biraz derin nefes alıp kendinizi sakinleştirerek daha hızlı ve zekice düşünmeye çalışın. Aslında yapmaya çalıştığınız onu kandırmak değil, yapılamayacak bir şeye takılıp kendisini üzmesi yerine, yapılabilecek bir şeyle zamanını güzel geçirmesi ve mutlu olması. Bunu ona hissettirerek “konuyu değiştirme”nin her yaşta bir yolunu bulabilirsiniz.
  2. Öğüdü bırakmak: Öğüt vermek, iyi olması için konuşup durmak etkisiz. Öğüdün işe yaraması için o sırada iletişim kanallarının açık olması lazım. Bir olumsuz yanı da sizin öğüt verirken onun işe yarayacağına dair boşuna beklenti içine girmeniz bir sonraki olumsuz davranışında daha çok sinirlenmenize yol açması. Normalde çocuklara açıklama yapılması daha iyidir elbette ama böyle işlerin kısır döngüye girdiği durumlarda olumsuz bir hareketi üzerine hiç konuşmayıp onu o işten uzaklaştırıp bir süre sakin sakin oturmanız ve ona olumsuz da olsa özel bir ilgi göstermemeniz daha etkili oluyor.
  3. İyi davranışlarını yakalamak: Krizleri konuyu değiştirerek ve öğüdü keserek gününüzde olumsuz davranışın çaldığı zamanı minimuma indirdikten sonra olumlu davranışlarını yakalamaya çalışın. Bir yaş civarındakiler için her şey olumlu bir tepki olabilir, sakin bir anda güzel saçlarını sevmek, emeklemesini övmek, çıkardığı bir sesi alkışlamak. 2 yaş civarında bağımsızlaşmaya odaklandıkları için kendi başlarına başardıkları şeyleri övebilirsiniz. Çocuklarda her yaşta ebeveynleri tarafından takdir edilmek çok önemli ama benim Ilgaz’da gözlemlediğim 3 yaşında ebeveyn tarafından beğenilme beklentisi çok yükseliyor. Yalnız 3 yaşındaki bir çocuğu överken daha dikkatli olmanız gerekiyor, çünkü artık onun da kendi becerileri hakkında daha fazla fikri oluyor ve met ettiğiniz şeylerin daha iyi seçilmiş ve içten olması gerekiyor. Çocuklar sürekli geliştikleri için iyi yaptıkları, geliştirdikleri şeyleri yakalamak çok da zor değil, yalnızca sizin ona sorun çıkartan çocuk gözüyle bakma modundan çıkıp, eleştiren gözünüzün değil, öven gözünüzün görmesi gerekiyor. Burada kastettiğim belirli bir sorunlu davranışı övgü yoluyla çözmek değil. Övdüğünüz şeyin sorun yaratan şeyle hiç ilgisi olmayabilir. Önemli olan çocuğu iyi moda geçirmek.
  4. Espri anlayışı: Güzel bir müzik açın, güne güzel kelimeler içeren bir kitap okuyarak başlayın. Modunuzu düzeltin, gülün, çocuğunuzu da güldürün. Eğer TV, DVD izliyorsa sizin de eğlendiğiniz bir şeyi kahkahalarla gülerek izleyin. Kendinizle, eşinizle, onunla dalga geçin. Kötü davranışla da dalga geçebilirsiniz ama burada dalga geçilen kötü davranış ve onun sonuçları olmalı. Çocuğunuzu kötü davranışla itham ederek onun kendisiyle dalga geçerseniz kötü davranış ona yafta gibi oturabilir.
  5. Güzel vakit geçirmek: Birlikte geçirdiğiniz vakti güzel geçirmeye çalışmak çok etkili. Eğlenmek her şeyin başı. Zor zamanlarda iyi geçirilen zamanları arttırmak için ipuçları da bir sonraki yazının konusu olsun.

Nurturia’dan:

Çocuklar Krizde Grubu

Bugulog’dan:

Krizsavar


25
Jul 10

Beynimin ön lobu

Bugün bir belgesel izledim. İnsan aklı ile ilgili şahane bir BBC belgeseli (The Human Mind: And How to Make the Most of It).

Belgeselin bir bölümünde öfkesini kontrol edemeyen bir yetişkin çocuklarına kötü örnek olmamak için ailesini kaybetmek üzereyken seanslara katılmaya başlıyor ve burada öfke sinyalini veren amigdalasına ön lobunun sözünü geçirmeyi öğreniyor. Amigdalanın metabolizmaya verdiği sinyaller ehlikeyif tepkilere yol açıyor, ön lob kontrolü aldığında ise öfke hissedilse de doğru ve mantıklı davranış sergilenebiliyor.

Devamında çocukların tantrumlarından söz ediyor belgesel. Çocukların beyinlerinin  ön lobu iyi gelişmediğinden kontrol edemedikleri için öfke krizleri (tantrum) geçirebiliyorlar. Öfkelerinin yanında arzularını da kontrol edemiyorlar. Bir grup ilkokul çağındaki çocuk şekerci tezgahı olan bir odaya götürülerek en sevdikleri şekerler seçtiriliyor. Onlara isterlerse şekeri hemen yiyebileceklerini, ya da eğer yemeden 2-3 dakika beklerlerse aynı şekerden 3 tane yiyebileceklerini söylüyorlar. Çocukların hepsi beklemeyi seçiyor. Sonra görevli yanlarından ayrılıyor ve gizli kamera sayesinde yüzlerindeki sıkıntılı ifadelerle nasıl dayanamayıp şekerlerini yemeye başladıklarını ve afiyetle bitirdiklerini izliyoruz :) Azıcık bekleyerek 3 şeker yemek çok mantıklı ama işte azıcık aşım, ağrısız başım.

Evde ön lobu çalışmayan biri olduğuna göre anne-babaların ön lobunun çok iyi çalışması lazım diye düşünüyorum. Acaba çocuklarda bu ön lob nasıl gelişiyor? Yani fizyolojik olarak mı gelişmesini tamamlaması gerekiyor, yoksa yaşayarak, nöronları birbirine bağlanarak mı kontrol mekanizmaları kurulabiliyor? Yani balık yedirmek falan işe yarıyorsa ben haftada iki güne çıkartmaya razıyım. Yoksa öfkesini ve arzularını nasıl kontrol edebileceğini bizi izleyerek mi öğreniyor? Amigdalasının emirlerine uymanın sonuçlarını yaşaya yaşaya mı?