Daha Nurturia açılmadan Kitubi sayesinde tanıştığım bir dostum paylaşmış Zamane Hatunları‘nın sayfasını, belki ben de bir kadın girişimci olarak hikayemle yarışmaya katılmak istersem diye. Yazmayı da seviyorum ya, hemen hızlı hızlı baktım sayfalarına.
“Nasıl hikayeler bekliyoruz?
İş çevresinde geçen gerçek yaşam hikayeleri bekliyoruz. Kadın olmanızdan dolayı karşılaştığınız engellere ürettiğiniz kadınca çözümleri düşünün. Hayatın içinden ilham verici, iyileştirici, gülümsetici, düşündürücü anıları…”
demişler.
Bizim evde hep kızlar vardı. Olmasa da annem-babam erkek kardeşimden farklı davranmazdı diye düşünüyorum. Benden toplumda erkeklerden farklı davranmam gerektiğinin beklendiğini ilk kez 5-6 yaşlarındayken fark etmiştim, apartmandaki tek kız çocuk oluşumu fark ettiğim güne denk gelir. Tüm çocuklarla birlikte komşumuzun arka bahçesinde yetiştirdiği tavukların popolarına musluk hortumundan kağıt fişek üflerken yarattığımız kirlilik yüzünden en ağır azarı ben işitmiştim, “bari sen yapma, kızlar böyle yapar mı hiç?”.
19 yaşındayken evdeki şoför ihtiyacını karşılamak için araba kullanmaya başlamak zorunda kaldım, oysa acelem yoktu, özel bir ilgi duymuyordum otomobillere. Birkaç ay içinde şunu fark etmiştim, erkek sürücülerin çoğu siz araba kullanırken dışarıdan kadın olduğunuzu fark ederlerse ışıkta sizden önce geçmeye, olmazsa buldukları ilk fırsatta sizi sollamaya, hep geride, hep geride bırakmaya çalışıyorlar. Onları yavaşlatacağınızı düşünüyorlar. 1 yıl içinde kaldırımlara ine çıka, şehir içinde, şehir aşırı, yağmurda, karda her yere araba ile gider gelir olmuştum. Onlar benim üzerime sürmeden ben onların üzerine sürüyordum, bu tam olarak “kadınca” bir çözüm sayılır mı bilemiyorum ama yakın arkadaşlarım, kuzenlerim Damla “canavar gibi” araba kullanıyor demeye başlamıştı. Neyseki bunu tam olumlu anlamda söylemediklerini idrak etmem çok sürmedi. Geçenlerde erkeklerin çoğunlukta olduğu bir sektörde çalışan bir arkadaşım iş hayatında liderlik yaptığı bir dönem çok ezici olmak zorunda kaldığından söz etmişti. Ben bu deneyimi araba kullanırken atlattığım için, ya da belki çalıştığım hiçbir işyerinde kadınların sayısının ciddi şekilde azaldığı bir üst seviyeye çıkacak kadar sabredemediğim için “canavar gibi” bir çalışan olamadım.
Ben aslında çevre mühendisiyim. Okuduğum üniversite ortamında arkadaşlarım ve hocalarım tarafından belirgin bir ayrımcılığa rastlamadım. 22 yaşında üniversiteden mezun olduğumda 4-5 ay kadar kendi mesleğimi icra ettim. Tesadüf bu ya, tüm çocukluğumun geçtiği Samsun’a katı atık (çöp) arıtma tesisi kurulacaktı. Bu tesisin analizinde Alman ortakların yanında Türk mühendis olarak görev aldım. Çöpün ne kadarının geri dönüşüme kazandırılabileceğinin hesaplanabilmesi için belirli kriterde çöpün toplanarak ayrıştırılmaları gerekiyordu. Belediyeden çöp kamyonlarını ayarlarkenki sürecin detaylarına girmek istemiyorum. Bir süre uğraştan sonra bir çöp kamyonu ve iki de yenilikçi işçi edinip yola çıktım. Ben kamyonun arkasına tutunmuş, şu evden al, bundan alma diyerek kamyonla birlikte ağır aksak ilerlerken geleceklerini etkileyen bir iş yaptığımın farkına varmış olacaklar ki tüm mahalle balkonlara dökülmüştü. Bir evin balkonundan diğer ev sakinlerine seslenildiğini duydum “koş, koş, çöp arabasında kız çalışıyor, kamyondaki kıza bak, koş!”. Onları miting otobüsünün tepesinde şehri dolaşan politikacı edasıyla selamladım.
Bazen öyle doğal, öyle akışında oluyor ki bir şeyler, basireti bağlanıyor insanın, yaşanan anı durdurmak ve silkelenmek istiyorsunuz. İstanbul’a ilk geldiğimde Logo Yazılım’da implementasyon danışmanlığı yapıyordum. İmplementasyon danışmanı, çok işlevli bir ürünün kullanım kılavuzu gibidir. Sizin ne iş yaptığınızı anlar, satın aldığınız yazılımı sizin ihtiyaçlarınıza göre kurar, çalışanlarınıza eğitim verir, size özel bir kılavuz hazırlar ve ortamdan ayrılır. Düzce’de bir fabrikada 2 ay sürecek bir iş verilmişti o zaman bana. Kaldığım otel Akçakoca’da idi ve fabrikanın Akçakoca’da yaşayan iki müdürü tarafından otele ulaşımım sağlanıyordu. Benim o iki müdüre çok ilginç geldiğimi fark etmiştim. Çok soru sorarlardı. Rahatsız olduğum halde yanıtlayıp durduğum soruları “Kaç para alıyorsun”a kadar geldiğinde bile, meraklarının kaynağını kadın oluşuma değil de genç oluşuma bağlamıştım. Sonra bir gün çok kar yağdı. Kötü kullanıyorlardı ve tek zincirsiz araç bizimkiydi. Sanki onları zinciri takmaktan alıkoyan şey, benim onları bu konuda uyarmış olmamdı. Baktım başka çarem yok, “durdurun ben ineceğim” dedim. Başıma başka tehlikeler de gelebilirdi ama gözü karartmıştım, o arabada ölme riskim daha yüksekti. Durup zinciri taktılar. Sonra düşündüm ki tüm sorun, onlara acayip gelen her şey kadın olmamdan kaynaklıydı. Eşleri çalışmıyordu ve benim orada oluşum onlara normal gelmiyordu. Erkek olmuş olsam, araçta misafir olarak aracı kullanmayı bile teklif etsem sorun olmayacaktı. Zincir konusunda onlara tavsiye vermem neyse, evimden uzakta bir otelde kalarak orada “bilirkişi” pozisyonunda bulunmam oydu. Onlar benimle birlikte çalışmak değil, beni incelemek istiyorlardı.
Kadın olmak, eşitliği savunmak bazen çok zor ve çelişkili. Sizi ayıran, sizi baskılayan faktörler ince ince işlenmiş toplumun derinliklerine. Karşı cinsten doğanız gereği ayrılan özellikleriniz alınmış, bunlar tüm ayrımcılığın önüne yerleştirilmiş dikkat dağıtmak için, sanki sorun bunlardan kaynaklıymış gibi, arkasına yığılmış da yığılmış. Diğer yanda kadınları korumaya çalışan toplumsal ve kurumsal mekanizmalar var. Bazıları sanki tuzak gibi. Mesela hala, “evlendim, işten ayrılıyorum” diyen kadına evlendiğinden 1 yıl içinde kıdem tazminatı ödeniyor. Çoğunluğun çocuğu olmadığı bir ortamda fazla mesai planı yapılırken çocuğu olan siz ve baba arkadaşınız varken, yalnızca sizin için işten mesai bitiminde ayrılma planları yapılıyor.
İşte önce dedim, bunları yazayım Zamane Hatunları’na. Bir Türk girişimcisi topluluğuna ben Nurturia hakkında sunum yaparken ve Gökhan da arkamda tüm kara bıyıkları ile dikiliyorken, ünlü girişimcilerden biri “hep anneler için böyle siteler kuruluyor, nedense hep de kadınlar kuruyor bunu” dediğinde, aslında “kadınlar başka da bir şey kurmuyor zaten” mi demek istediğini hala merak ettiğimi yazayım diye düşündüm. Sonra hikayelerde aranan özelliklerde şu cümleyi gördüm:
“Tüm dengelerin içinde bir yandan da güzel ve bakımlı kalmaya çalışırken yaşadıklarınız“
Keşke bunu yazmasalardı. Tüm kadınlar ve erkekler görüntüleri için kaygılanırlar, az ya da çok. Benim güzel görünme ve bakımlı olma meselesi ile ilgili iki derdim var. Birincisi güzel gözükme konusunun kadınlarla özdeşleştirilmesi ve standartların her geçen gün yükseltilmesi, ikincisi kariyer isteyen insanların “şık” gözükmek zorunda olduklarının dayatılması, bir eski yöneticim açıkça terfi etmek için”ye kürküm ye” yapmam gerektiğini söylemişti.
BBC’nin bir belgeselini izlemiştim. Jüri üyeleri önüne 6 süper masum insan çıkartılıyor ve hangisinin suçlu olma ihtimalinin daha yüksek olduğu soruluyor. Hep belirgin yüz formlarındaki insanlar suçlu bulunuyor, belirli bir çene, belirli bir burun yapısı, yüzde asimetri. Bebek yüzlü, simetrik yüzlü insanların masum olduğu düşünülüyor. Malcolm Gladwell’in pek sevdiğim “Blink” (Düşünmeden düşünebilme gücü) kitabında da çoğu bölümde insanın hızlı düşünme becerisinin yararları üzerinde durulurken, bir bölümde uzun uzun görüntünün bizi nasıl yanılttığı, kitleleri nasıl aslında başarısız ve yeteneksiz insanların arkasından sürüklediği üzerinde duruluyor. İnsanların nitelikleri ya da işleri ile değil görüntüleri değerlendirilmeleri insanların beyinlerinin kusurlu çalışan bir bölümü bana göre ve bence bunu yenmek için çabalamalılar.
Güzel gözükmek kimi iyi hissettirmez? Peki ya elinizde güzel gözükmekten daha iyi hissettiren bir işiniz varsa? Ya yemek bile yemeyip, bir süre serumla beslenip onunla uğraşmayı tercih edecek sabırsızlığa erdiyse bünyeniz? Ya kendi çapınızda bir kıyafet devrimi yaratarak işe verilen değerin ve hırsın topuk boyuyla ölçülmediği bir iş kurmanın hayalini kuruyorsanız bir yandan? Ya bir toplantıya giderken “I’d like mornings better, if they’d started a little later” (sabahları daha çok severdim, azıcık geç başlasalardı) yazan tişörtünüzü giymek için içiniz içinizi yiyorsa? Bu bir zamane hatun hikayesi sayılmaz mı? Sizin gibi çalışıp didinen diğer adaylarla yarışmaya değer olmaz mı?
Bir süredir makyajımı sivilcelerimi ve uykusuzluktan kızarmış göz altlarımı kapatacak minerallerle sınırlayıp, temizlemesi vakit aldığı için rimeli ve ojeyi çıkarttım hayatımdan. Dün itibariyle tetradoks’a da başladım, eğer sivilceler geçerse Ocean Mist de bir süre sipariş alamaz benden. Saçlarıma papatya suyu sürüp güneşte kuruttuğum, gözlerime mürdüm rengi kalem çekmeden sokağa çıkmadığım günler de gelecek yeniden biliyorum. Acelem yok. Hikayem budur.
Güncelleme: Hikayem Zamane Hatunları’nda yayında!